Soma'da geçen 4 yıl: Kadınlar yaşarken ölüme mahkûm edildi

  • 09:08 13 Mayıs 2018
  • Güncel

 

Melike Aydın 
 
İZMİR - Sosyal Haklar Derneği aktivisti Gülsüm Nazlıoğlu, 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma’da kadınların arka planda kaldığını ve sorunların üzerinin bir şekilde örtüldüğünü belirterek, “Kadınlar yaşarken toplumsal yapı tarafından ölüme mahkûm edildi. Devlet de aracı oldu. Kadınların bağımsız kendi kararını kendilerinin alacağı bir yapı oluşmalı” dedi. 
 
Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen faciada 301 maden işçisi yaşamını yitirdi. Geride kalanlar için acı, baskı ve kaygı dolu bir yaşam başlarken, ailelerin tek sığınağı yürüttükleri adalet mücadelesi oldu, bu zorlu süreçte. Eşlerini yitiren kadınların yaşama tutunma çabası ise toplumsal baskılarla cendereye alındı. 
 
Sosyal Haklar Derneği’nde aktif olarak yer alan Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası Kurucu Üyesi Gülsüm Nazlıoğlu, Somalı kadınların maruz kaldığı baskılara karşı dayanışmayı örgütlüyor. Devletin kendi araçlarıyla hem Soma Davası’nın görünürlüğünü kırmaya çalıştığını hem de geride kalanların yaşayan ölüye çevrilmeye çalışıldığını belirtti. 
 
‘Soma halkı ile aileler bir şekilde bölündü ve ötekileştirildi’
 
Soma’daki direnişin kırılması için devletin kendi araçlarını sistematik olarak kullandığını vurgulayan Gülsüm, “Kadınlara dulluk ve çocuklara yetim maaşı bağlayarak başladı bu işe. İşçi katliamı yaşandı çünkü. Bu hak kaybına da neden oldu. Dulluk maaşı 600 TL, eşi öldürülmeyene de veriliyor. Ama bu onlara verilmiş bir hak gibi gösterildi. Aslında temelde bir hak kaybına uğradılar. 150+20 bin TL verilerek, TOKİ’den evler vererek üzeri örtüldü. Bir ay kaymakamlık ailelere yemek verdi, öbür ay belediye verdi, diğer ay Manisa Barosu verdi, Kurban Bayramı’nda Kızılay kurban parası verdi. Maden İş’in Antalya’ya Ankara’ya, Çanakkale’ye gezi koyması gibi… Şehitlik hakkından memurluk hakkı verdi. O insanlara mahkemeye giderseniz işten atılırsınız dedikodusu yaydı. Ailelerle işçileri, Soma halkı ile aileleri bir şekilde böldü ve ötekileştirdi” dedi.
 
‘Devlet yükümlüğü olduğu sorumluluğunu bir lütuf gibi sundu’
 
Gerçekte ailelerin haklarını almadıklarını kaydeden Gülsüm, devletin yapmakla yükümlü olduğu görevlerin çeşitli kuruluşlar, şirketler ve yardım vakıflarının eliyle bir lütuf gibi sunulduğunu ifade etti. Gülsüm, “Devletin burada yaptığı şehitlik hakkından bir iş, bir de çocuklara bağlanan babalarından maaş. Eşlere bile değil çocuklara. Bu hak kayıplarının görünürlüğü sürekli para vererek sürekli gezilerle eğlencelerle önünü örttü. Bunları tartışamaz hale geldik” diye konuştu. 
 
‘Çocukların emzirileceği bir çadıra dahi izin verilmedi’
 
Soma’nın feodal yapısına dikkat çeken Gülsüm, bu yapının kadının aldığı parayı iradesiyle kullanmasına dahi izin vermediğini söyledi. Gülsüm, eşleri ölen kadınların çok yoğun bir şiddete maruz kaldığını ifade ederek, bütün bu baskılara rağmen iyi mücadele edildiğini aktardı. Gülsüm, “Birçok aile davayı bırakmadı. Hala salonu dolduruyoruz. 4 yıldır süren dava esnasında hayat koşulları değişen insanlar var. Kadınlar çocuklarını emziriyordu o davada. Mahkemeler 15 gün sürüyordu. Sabah saat 08.00’dan akşam 23.00’a kadar. Devlet bir yandan toplum bir yandan... Devlet kadınlar çocuklarını emzirsin diye çadır kurmamıza bile izin vermedi. Çadır davasında Kamil Kartal yargılandı. 1 buçuk yıl ceza verildi. Bu koşullarda mücadele edildi” diye belirtti. 
 
‘Mücadeleyi paraya odaklayarak eritmeyi amaçladılar’ 
 
Ailelerin mücadelesinin paraya odaklandığını ve dedikodu mekanizmasıyla çabalarının gölgelendiğini söyleyen Gülsüm, “Şimdi de tazminat davaları başladı. Anneler, eşler kardeşler. Kardeşlere tazminat veriliyor ne alaka? Yasada olabilir ama bir taraftan susturmak, davayı engellemek diğer taraftan parayı alamama korkusu” ifadelerini kullandı. 
 
‘Mahkemeye de operasyon yapıldı’
 
Mahkemenin 3 duruşma uzatılarak savcının mütalaa vermediğini anımsatan Gülsüm, karar aşamasında heyetin değiştirildiğini hatırlattı. Geniş bir dava olduğu için incelenmesinin de zaman alacağını belirten Gülsüm, “En kötü tarafı da davaya Ermenek Davası’na bakan hâkimin yer alması. Para cezasına çeviren hâkim. Ama aileler direniyor hala” dedi.
 
‘Kadınlar toplumsal yapı tarafından ölüme mahkûm edildi’
 
AKP’nin “301 Madenci Sosyal Yardımlaşma Derneği” kurdurduğunu söyleyen Gülsüm, şöyle devam etti: “Ailelerin mahkemedeki bütünlüğünü bozmak üzere sürekli farklı dernekler gezilere götürüyor. Biz biliyoruz ki mahkeme bittiği anda bunların hepsi bitecek. Dünya basınının ilgisi devam ediyor ama kadınların arka planda kalmış, sorunları bir şekilde örtülüyor. 301 kişi katledildi. Bunun üzeri ayrıca parayla kapatılmaya çalışılırken, genç kadınlar da yaşarken toplumsal yapı tarafından ölüme mahkûm edildi. Devlet de aracı oldu. Sokağa çıkmasına izin vermedi, kaşını aldırsa ‘yas tutmuyor’ dendi. Kahvelerde ‘301’in biri de bize düşer’ dedikoduları. Tüm bunlar tek başına buranın insanının işi değil.” 
 
‘Davanın kazanılması çok şeyi değiştirecek’
 
Davaların ceza ile sonuçlanmasını istediklerinin altını çizen Gülsüm, “Biz elbette ölenlerin geri gelmeyeceğini biliyoruz. Bu davanın kazanımı demek bize işçi sağlığı, işçi güvenliği, yatırımı ve yasların güvenliği, yasasının ve yeni mevzuatların oluşması demek. Aynı zamanda işçi sınıfının örgütlenmesi demek. Devletin kurduğu sendikaların değil işçinin kendi kararını verdiği, kendi ihtiyacından hasıl olduğu yapıların oluşması demek. Bu dava bize onu getirecek. Şimdi işçi örgütleniyor. Şimdi bağımsız sendika kuracaklar, işçi meclisleri var işçi komiteleri devam ediyor. ‘Bu davayı ne de olsa kaybedeceğiz’ demek işçiye ‘mücadele etsen de eline bir şey geçmiyor’ hissi veriyor” dedi.
 
‘Soma Davası’nda ümidimiz hala var’
 
Her ayın 13’ünde saat 15’i 5 geçe madenci anıtına karanfil konularak anma yapıldığını söyleyen Gülsüm, bu eylemlerin hiçbir basında çıkmadığını ve görünmez kılındığını dile getirdi. Dava avukatlarından Selçuk Kozağaçlı’nın hala tutuklu olduğunu belirten Gülsüm, “Birçok avukat arkadaşımıza operasyon düzenlendi. Davaya hâkim olan ve burayı çok iyi bilen arkadaşımız Selçuk Kozağaçlı’ya ilk sorulan soru da ‘Soma’da ne geziyordun?’ oldu. Biz yine bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Kazanmaya dönük umudumuzu yitirmiş değiliz” diye konuştu. 
 
‘Soma’da bağımsız kadın örgütü yok’
 
Kadınların her hangi bir siyasete bağlı olmadan gerçekten bağımsız kendi kararını kendilerinin alacağı bir yapının olmadığını söyleyen Gülsüm, karma örgütlerin içinde örgütlenmesinin sakıncalar yarattığını kaydetti. Gülsüm, Soma’da 4 yılda kadınlara dönük olarak “Kadınlar Soma’da konuşuyor” adıyla 3 atölye çalışması, “Kadınlar Soma’da Hayır diyor” başlığıyla HDP Muğla Menteşe İlçe Eşbaşkanı Gözde Özdikmenli, KHK ile ihraç edilenlerden oluşan bir Çocuk ve Gençlik Gelişim Derneği ve Sosyal haklar Derneği’nin katılımıyla forum düzenlendiğini aktardı. 
 
Karma örgütlerde erkeklerin çok rahat kadınların yerine karar verebildiğini ifade eden Gülsüm, şöyle dedi: “Ve bu kadına tuhaf bile gelmiyor. ‘Falanca abi dediyse doğrudur’ diye düşünülüyor. Bu örgütlenmeden sonra kadınlar artık itiraz ediyor buna. Daha bitti mi? hayır bir kar yumağının içinde bir kar tanesi kadar. Bunu sürdürebilirsek o kar yumağı büyüyecek, sürdüremezsek eriyecek. Ama izi mutlaka kalacaktır. Burada kadın mücadelesi olmadan herhangi bir sendikal mücadelenin, herhangi bir siyasi yapının yapabileceği bir şey değil. 4 kadın kooperatifi var hepsi gelir örgütlenmesi. Bir tanesi dahi kadın meselesini tartışmıyor. Oysa kadının kendi örgütlenmesi başka bir şey.”