Gayatri'nin hikâyesi ve Kürdistan'ın 'siyahi kadını'Remziye

  • 09:08 27 Haziran 2018
  • Kadının Kaleminden

 

"Fakat yaşama bağlanma umudumdur Remziye… Meclis'e gidecek ve birkaç yıl önce kendi evinde, kendi mahallesinde O'nu, çocuklarını ve yoldaşlarını öldürmek için bütün nefreti, kini ile üzerlerine gelen gücün, akıl sahiplerinin önünden tülbentini savura savura geçecek ve gözlerinin içine bakacak. Buradayım işte, öldüremediniz diyecek. Pes etmedim, yaşadım."
 
Rojda Yıldız
 
Birkaç gün önce bir arkadaşla oturmuş sohbet ediyorduk. Bir derdimi anlatıyordum, konu ise derdimi başkalarına anlatamamaktı ve bir yandan bunun sancısını çekiyordum. Anlatsam rahatlardım belki. Sonra kendime kızdığımı, neden anlatmaktan bu kadar çekindiğimi söyledim. "Ben seni anlıyorum" dedi. Ardından "Dur bir hikâye anlatayım" deyip duyduğum en etkili hikâyelerden birini anlattı. 
 
Gayatri Chakravorty Spivak'ın kitabında anlattığı bir hikâye imiş. Hint yazınsal eleştirmen ve kuramcı olan Gayatri'nin anlattığı hikâye Güney Afrika'da komünist harekete katılan siyahi bir kadının hikayesi. Kadının komünist mücadelede olduğunu öğrenen ailesi buna karşı çıkar ve kadını tercih yapmak zorunda bırakırlar. Kadın, ölmeyi tercih eder. Kendini asacağı günü planlar ve regl olmasına 5 gün kaldığı için 5 gün daha bekler. Sebebi ise öldükten sonra arkasından "Bakire değildi", "Hamileydi" gibi dedikodular çıkmasın diye. Kadın beş gün bekler ve beşinci günün sonunda regl olunca bir mektup bırakarak intihar eder. Hikâyeyi duyduktan sonra anlattım, bağırdım! "Ölmemek" için bağırdım. Geçti mi? Hayır. Ama "ölmedim" ve en önemlisi çok daha iyiyim. 
 
Tercihler hayatımızı belirler, kimisi ölerek kimisi yaşayarak cevap verir buna. Remziye Tosun yaşayarak en büyük cevabı verenlerimizden. Sokağa çıkma yasakları boyunca üç yaşındaki kızı Beritan (adın ne güzel senin çocuk!) ile Sur'da kaldı ve çıktıktan sonra yine kızı Beritan ile 100 gün boyunca cezaevinde rehin alındı. Şimdi ise Amed'den milletvekili seçildi. Hiç adil olmayan bir seçimde adaleti mumla arayan topraklarda seçildi Remziye. Belki de bu seçimin en anlamlı ismi oldu, en azından benim için.  
 
Adnan Çelik, Yeni Yaşam Gazetesi'nde kaleme aldığı "Sessizleştirilen Direniş, Haykırılan Mağduriyet" yazısında Sur'un 1915 hafızasını hatırlatıp tam yüzyıl sonra Kürt gençlerin bu hafıza ile yeniden aynı mekan üzerinden var olan direnişinden bahseder ve direnişin değil mağduriyetin dillendirilmesinden bahseder. "Meşruiyeti masumiyetten, masumiyeti mağduriyetten türeten" perspektifi eleştirir ve "şeyleri" isimleriyle çağırmadan hakikate ses vermenin mümkün olmadığını söyler.
 
Şeylerin bir ismi var artık; Kürt Kadın Direnişi. Remziye ise tam da bu noktada meşruiyetini direnişinden aldı. Ne o beyaz çitiği altında parlayan ışıl gözleri, ne lanetli zamanlarda yaşadığı o vakitlerde "çektiklerinden" değil gülen gözleri ancak o zamana verilmiş bir cevap olarak, bir direniş biçimi olarak oturmuş yüzünün güzelliğine. Unutturulmaya ve unutturularak yok ettirilmeye çalışılan bir zamanın en güzel kadın hikayesini yazar gibi duruyor karşımızda. Ne yüzünde yaşadıklarının bir yılgınlığı, ne "bizi yalnız bıraktınız" kırgınlığı. Nurhak Yılmaz'ın Remziye ile beraber geçirdiği bir seçim hazırlığı gününden sonra O'na neden borçlu olduğumuzu anlattığı dizeler gibi; "Bizden umudu kesmediği için. Öldürmeyen acının nasıl güçlendirdiğini gösterdiği için. O yıkıntının altından çıkıp, eteklerini toplayıp, güzelim tülbendini başına geçirip önümüze düştüğü için…"
 
Gayatri'nin öyküsünü neden anlattığıma gelirsem… Bazıları susar da yanıt verir bazıları konuşur da anlatır derdini. Bazen bir sessizlik anı, bazen bir susma hali çok fazla şey anlatır. Madunun hikayesi susarak başlar bazen, ta ki haykıracak gücü bulana kadar. Sanırım Kürt kadınlar direngen gücü öyle bir yerden topluyor ki sanırsınız yılların çınarı. Kökü uzadıkça uzuyor. Kocalarından, babalarından, devletten çektikleri ile geçirdikleri bir ömrün incir ağaçları gibi, bir yanları yas bir yanları yaşam. Yaşamak sancısı da ağır basar çoğu zaman. Öyle "beylik" laflar için falan da değil, şu aralar fiziki olarak dahi Kürdistan'da ayakta kalmanın kendisinin bir direniş yöntemi olduğu için. Bu toprakların "siyahi kadınlar" olarak ölmek tercihini bir yana çoktan bıraktıkları için.
 
24 Haziran seçimleri birçok kişide umutsuzluk tohumlarını şimdiden ekmeye başladı. Haksız da sayılmaz bazıları. Türkiye'yi bilemem (az buçuk bilirim de önceliğim değil sanırım) fakat Kürdistan halkını zor günlerin beklediği aşikar. Fakat yaşama bağlanma umudumdur Remziye… Meclis'e gidecek ve birkaç yıl önce kendi evinde, kendi mahallesinde O'nu, çocuklarını ve yoldaşlarını öldürmek için bütün nefreti, kini ile üzerlerine gelen gücün, akıl sahiplerinin önünden tülbendini savura savura geçecek ve gözlerinin içine bakacak. Buradayım işte, öldüremediniz diyecek. Pes etmedim, yaşadım. Size ve zulmünüze inat yaşadım diyecek. O bir halta yaramayan kürsüye geçecek ve devletin kalbinden hepsinin tek tek yüzlerine bakacak. Benim gibi o kadar çok var ki öldüre öldüre hangi birini bitireceksiniz diyecek… Sakine'nin 1980 darbesi ile ilgili belgeselde dile getirdiği "Ben haklı bir davanın savunucusu olarak işkenceciler karşısında 'ah' demeye utandım" diyen sözleri gibi, Sêvê'nin içimi ısıtan gözleri gibi... Yaşama umudum, direnme sebebim olacak…