Algıların aksine Urfa kesintisiz direniş halinde olan bir kadın kenti

  • 09:09 7 Temmuz 2018
  • Kadının Kaleminden

 

"Urfa algıda yaratıldığı ve göründüğü gibi bir erkek kenti değil. Aksine kimi yerde anadiliyle kimi yerde giydiği ulusal kıyafetiyle kimi yerde devletin baskı ve zulmüne karşı ayakta kalma mücadelesinin verildiği bir kadın kenti. Kadınlar özgürleştikçe şehrin de rengi değişiyor ve daha özgür bir şehir haline geliyor."
 
Safiye Alagaş
 
Urfa tarihte Kürt, Türkmen, Arap, Ermeni ve Süryani halkların ortak yaşadığı bir şehir. Şehrin birçok yerinde çok kültürlülüğün rengini görmek mümkün. Ne yazık ki Ermeni soykırımı sonrası var olan Ermeni ve Süryani halkları zorla göç ettirildi. Kalan Kürt, Arap ve Türkmenler ise ağır bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıya kaldı. Sistem birçok halkın ortak yaşadığı şehre, "tek dil, tek millet, tek kültürü" dayattı. Verimli topraklara sahip olmasına rağmen hiçbir kaynak ve olanak sunulmadığı için Urfalılar, mevsimlik işçi olarak başka bir şehirlere gitmek zorunda bırakıldı. 
 
Ön yargılarla bakılan şehrin çarşı ve sokaklarında gezerken görünürde kadınlara ait bir iz göremiyorum. Bir süre sonra ise "Bu kent erkeklere ait olan bir kent" diye düşünüyorum. Biraz daha yakından bakıp tanıdığımda durumun aslında hiçte öyle olmadığı açığa çıkıyor. Şehirde yaşadıkça Kürdistan'a dair birçok duyguyu bir arada yaşıyor ve hissediyorsun. Tek başına bir duygu değil karmakarışık bir duygu. Asimilasyonun içerisinde kültürel direniş, kimlik direnişini, öz kimliği ile var olma mücadelesini de görüyorsunuz.
 
Yerli olmak Kürt, Arap, Türkmen, Ermeni ve Süryani olmamak demek
 
Bir kişiyle oturup sohbet ederken, "Kürt değilim buranın yerlisiyim. Ama benim dedem ve nenem Kürtçe biliyor. Hatta hiç Türkçe bilmiyordu" diyor. Bu sohbeti biraz düşündükten sonra burada yürütülen asimilasyonun ne kadar derin olduğu gerçekliğiyle bir kez daha yüzleşiyorum. Bir kesim kendisi bile fark etmeden kimliğini inkâr ediyor. Yerli olmak; Kürt, Arap, Türkmen, Ermeni, Süryani olmamak demek onlar için. "Dedem, nenem aslında Türkçe bilmezdi, Kürtçe, Arapça, Süryanice veya Ermince olan anadillerini konuşuyordu" derken burada bir anadil direnişinin hala devam ettiğini itiraf ediyor aslında. Ama bir kesim hala bu direnişin farkında bile değil.
 
Kapitalizmin modasına karşı muazzam bir direniş hakim
 
Burada yaşayan Kürt ve Arap kadınları ise, günlük yaşamlarında muazzam bir direniş halinde. Günlük yaşamda giydikleri ulusal kıyafetleriyle kapitalist modernitenin modasına karşı nasılda muazzam bir direniş sergiliyor. Bu direnişin içerisinde sadece yaşlı kadınlar değil, direnişi miras alan genç kadınlarda bulunuyor. Giydikleri ulusal kıyafetleriyle adeta tarihin herhangi bir zamanından çıkıp geldiğini hissettiriyor. Bu hissiyatla aslında kapitalizmin modasının hiçte umurlarında olmadığını asıl olanın kültür ve kimlik olduğunu anlatıyorlar. Toplumun peşinden sürüklendiği ve çılgınca tükettiği kapitalizmin modasını unutturuyor bana.
 
Direnişin yaşayan hali kadınlar
 
Burada insanı en çok duygulandıran da kadınların aktif bir direniş halinde olması. Bir kadınla oturup sohbet ediyoruz. Sorduğum soruların ardından başlıyor kendini anlatmaya. Bir ömrün zorluklarını anlatırken gözleri doluyor, buğulanıyor. Birde bu zorluklar karşısında gösterdiği mücadeleyi direnişi anlatmaya başlayınca bu kez gözlerinin içi gülüyor. Bir ömrün erkeğe, devlete, yani bir bütün olarak sisteme karşı verilen mücadele halini gösteriyor. Bu kadınları dinlerken tamda burada Botan'ın direniş ruhunun onların bedenlerinde yaşadığını ve yansıttığını hissediyorum. Bu kadınlarda “Botan'ın asi direniş ruhu var” demeden kendimi alamıyorum. Direniş halinde olan Urfa kadınları, yaşayan bu direniş halini kendileriyle alıp götürmüyor. Bu direnişi bir miras olarak çocuklarına ve torunlarına bırakıyor. Urfa'da hangi kadına dokunursan ne kadar eril zihniyetin baskısı altında yaşarsa yaşasın, mutlaka yaşamın bir köşesinde direniş halinde olduğu bir yanı var.
 
Urfa algıda yaratıldığı ve göründüğü gibi bir erkek kenti değil. Aksine kadınların tüm ihtişamıyla kimi yerde anadiliyle kimi yerde giydiği ulusal kıyafetiyle kimi yerde devletin baskı ve zulmüne karşı verdiği mücadele ve direnişiyle bir kadın kenti. Kadınlar özgürleştikçe kentinde rengi değişiyor ve daha özgür bir kent haline geliyor.
 
Anlayacağınız burada kadınlar, bir yerde giydikleri ulusal kıyafetleriyle, bir yerde günlük yaşamda anadilini ısrarla konuşmalarıyla, bir yerde tek başına ayakta durma mücadelesi vererek direnişlerini her alanda sürdürüyor.